VAKFİYE

Vakfiye, vakfın vâkıfı (vakf eden, vakfı tesis eden) tarafından hazırlanmış nizamnâmesine verilen bir isimdir. Vakfiyeler, kadılık siciline kayd edilip işlendikten sonra kesinleşirlerdi.

İslâm tarihinde ilk vakfiyenin Hz. Ömer tarafından yazıldığı söylenmekle birlikte bunun, Hz. Peygamber devrinde mi, yoksa Hz. Ömer'in halifeliği zamanında mı olduguna dair kesin bir bilgiye sahip degiliz. Büyük bir ihtimalle bu, Hz. Ömer'in halifeligi döneminde olmuştur.

Tarih boyunca vakfiyeler, taş, deri ve kagıt gibi yazı için elverişli bulunan malzeme üzerine yazılarak günümüze kadar gelmişlerdir. Sayet vakfın mevzuu bir bina ise, bazan vakfiyenin özeti binanın duvarlarından birine kazılırdı. Nitekim Türkçe ile vakfiye olan Germiyanoglu II. Yakub Bey (ö. 1428) vakfiyesinin taş üzerine yazıldığını biliyoruz.

Tarih ve medeniyet açısından bakıldığı zaman vakfiyeler, büyük bir önem taşırlar. Çünkü bunlar, bize milletin muayyen bir zamanındaki hayat ve kültürüne ait muhtelif olaylari ile şekilleri görme imkâni verirler. Keza vakfiyeler, Müslümanların ekonomik ve sosyal hayatlarında önemli rol oynamış olan vakıf tesisinin nasıl çalıştığını, kimlerin bunları idare ettiğini, kimlerin vakıf gelirinden istifade ettiğini vs. gibi hususları ögrenmemize yardımcı olurlar. Bunlardan (vakfiyelerden) vakfın büyüklüğüne göre hacimli olup defter gibi olanlar bulunduğu gibi, muhtasar ve tek sayfa şeklinde olanlar da vardır. Bu arada rulo şeklinde uzun ve kalın varaklar halinde olanlar da bulunmaktadır. Mufassal olanlar uslûb bakımından edebî değeri yüksek olan eserlerdir.

Vakfiyelerde, Allah'a hamd ve senâ, Resûlüne salât ve selâmdan sonra hayır yapmaya tesvik edici, sadakanın sevabından bahs edici âyet ve hadisler verilir. Bazan konuyu daha cazip hale getirmek, insanı tesvik etmek ve edebî san'at yapmak bakımından âyet ve hadisler, şiirlerle de desteklenir. Bütün bunlar vakfiyenin mukaddimesi kabilinden olduklari için hukukî bünyeden sayılmazlar. Bu mukaddimeden sonra vakfiyelerde genellikle şu hususlar yer alır:

1- Vakf olunan malların neler olduğu.
2- Vakf olunan bu malların nasıl idare edileceği.
3- Vakıf gelirlerinin, nerelere ve kimlere hangi şekillerde verilip sarf edileceği.
4- Vakfın kimler tarafindan idare edileceği, müessesede kaç kişinin çalışacağı, bunlara ne miktarda ücret ödeneceği, bu ücretlerin hangi gelirlerden elde edileceği, eşyanıın fiyatı vs. gibi konular, teferruatlı bir şekilde açıklanır.
5- Hakimin (kadı), vakfın sıhhat ve lüzumuna dair olan hükmü.
6- Sonunda da tarih ile kadının mührü bulunur.

Vakfiye, eb'ad, bakımından ister büyük, ister küçük olsun, mahiyet itibari ile içindekiler üç ana bölümden meydana gelir. Bunlar:

a. Dîbâce (Giris): Vâkıfın, vakfı kurma sebep ve gayesinden bahs eden bu bölüm, âyet ve hadislerle kuvvetlendirilir.
b. Vakfın Hizmet Şartları: Gelir kaynakları ve masraf yerlerini gösteren bu bölüm, vakfiyenin en uzun kısmıdır.
c. Sonuç: Bu kısımda müessesenin şeriata uygunluğu belirtilerek, hiç bir kimsenin bu vakfa müdahale edemiyeceği anlatılır. Bundan sonra da tarih ve şahidlerin imzaları bulunur.

Farklı dönemlerde kurulan vakıfların vakfiyelerinde, gerek başta ve gerekse sonda pek çok dua bulunur. Vakfiye metninde geçen duaları iki kısma ayırmak mümkündür. Bunlardan biri hayır dua, diğeri de beddua şeklindedir. Vakfiyelerde bu neviden duaların bulunması normaldir. Zira vakıf hizmetlerinin yürütülmesinde, dogru ve dürüst çalışan, hizmetin görülmesine yardımcı olan yönetici ile görevlilere, bu hizmetlerinden dolayı vâkıfın hayır duada bulunması bir çesit şükran ve minnet borcu olarak kabul edildiği için tabii bir harekettir. Bundan başka, vakfiyede belirtilen hizmetleri yerine getirmeyen, ona ihanet eden, onu gayesinin dışında kullanan idareci ve görevlilere de beddua edilmektedir. Vakfiyenin sonunda bulunan beddua kısmı, düşünen ve basiretli kimseler için tüyler ürpertecek şekildedir. Bu bedduada vakfı kötüye kullanan, onu değiştiren, bilerek ona zarar veren, gelirinin azalmasına sebep olan, haksız olarak onun malından yiyen vs. gibi, vakfa kötülüğü dokunacak olanlar hedef alınmışlardır.

Gerçekten, ebediyet (devamlılık) şartı üzerine kurulan vakıflarda, vâkıfın seneler sonra (ölümden sonra) ona müdahale edenlere başka türlü karşı koyması mümkün değildir. Bunun içindir ki o: "Allah'ın, Peygamberlerin, meleklerin, insanların ve bütün mahlukatın lâneti"nin, vakfı değiştirenin üzerine olmasını dilemekten başka bir şey yapamaz. Bu sebeple vakfiyelerin sonuna bakıldığı zaman, böyle bir beddua kısmı görülür ki bu, insanlar için manevî bir tehdid olmaktadır. Gerçekten inanan ve muvahhid (Allah'in birliğine iman eden) olanlar, böyle bir bedduaya maruz kalmak istemezler.

Osmanlılarda vâkıf, vakfiyesini İstanbul'da Defterhâne'nin bu işlerle ilgili bürolarından birine kayd ettirirdi. Defterhanede sicillere geçirilmiş olan bu vakfiyeler, bugün Ankara'da Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde bulunmaktadırlar. Bu arşivde 26300 kadar vakfiye olduğu belirtilmektedir. Bununla beraber bunlar, vakfiyelerin tamamını temsil etmekten çok uzaktırlar. Ancak muhtelif vilayet mahkemelerine ait bütün ser'iyye secilleri ve tahrir defterleri tarandıktan sonradır ki, Osmanlılar döneminde kurulmuş bulunan vakıfların sayısı yaklaşık olarak tesbit edilebilir. Belli bölge veya belli zamanlardaki vakıfların sayısı konusunda ancak iki örnek zikr edilebilir. Bunlardan biri 927-1005 (1519-1596) yılları arasında İstanbul'da tesis edilen vakıfların sayısıdır ki, bunların yekûnu 2868'dır. Bu konuda başka bir örnek te 1718-1800 yılları arasında Haleb'te kurulmuş vakıfların sayısıdır. Buna göre belirtilen tarihte Haleb'te 485 vakıf kurulmuştur.

Vakfiyelerin en eski tarihi taşıyanlarından, en yenilerine kadar tedkik edilecek olursa bunların kültür ve medeniyet tarihimizin bir çok özelliklerine ışık tuttukları görülecektir. Nitekim, bunarın; tarih, kültürel gelişmeler, folklorik özellikler, sanat tarihi ve sosyolojik yönleri ile toplumun bilgilendirilmesine de yardımcı oldukları görülür. Vakfiyelerin bu özelliklerine kısaca temas ederek, bu vesikalar üzerinde uzmanların hangi yönleri ile araştırma yapabileceklerine ışık tutmaya gayret edecegiz.

Vakfiyeler, düzenlendikleri dönemin tarihine ışık tutan önemli belgelerdir. Bilhassa hükümdar, bey, zengin ve bunların yakınlarının düzenledikleri vakfiyeler, bu şahısların hem hayatları, hem de şahsiyetleri hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlarlar.

Vakfiyeler, birer müessese olan vakıfların, ilk elden incelenmesi gereken kaynaklarıdır. Gerek dinî, gerek sosyal, gerekse ilmî müesseselerde çalışan insanların hangi işleri yaptıkları, çalışma şartlarının nasıl oldukları ve hatta yetişme ortamı bakımından bize bilgi veren yegane kaynak o müessesenin vakfiyesidir.

Vakfiyeler, birçok özellikleri yanında döneminin iktisadî hayatı hakkında da faydalı bilgiler verirler. Gerek fiyat hareketleri, gerekse insanların geçim standartlarını tesbit etmemize yardım edecek bilgiler, vakfiye metinlerinde mevcut bulunmaktadır. Bu bakımdan, dönemin iktisadî tarihini yazacaklar için vakfiyeler, başta gelen kaynaklar arasında zikredilebilir. Keza vakfiyeler, şehir tarihçiliği ile uğraşanlar için de birer kaynaktırlar. Zira vakıf müessesesi, kurulduğu şehrin bir parçasıdır. Dolayısıyle vakıf müessesesinin tarihi, o şehrin tarihi ile iç içedir. Özellikle şehrin yerleşim durumu ile halkının dağılımı hakkında bilgilerin yer aldığı vakfiyeler, bize, bölgenin cografyası, siyasî ve fizikî haritası, hatta iklimi bakımından da bilgi sahibi olma imkanı veren yardımcı vesikalar hüviyetindedirler.

Vakfiyeler, kültürel özellikleri bakımından da önemli birer vesika olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Nitekim vakfiyelerde kullanılan dil ve uslûb, gelişi güzel değil, belli bir sistem ve usûle bağlı olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple vakfiyelerin kendilerine ait özel bir dili bulunmaktadır.

Vakfiyeler, halkın günlük yaşayışları hakkında bilgiler vermekle, toplumun folklorik özelliklerine de ışık tutarlar. Kara Ahmed Paşa vakfiyesinde Ramazan ve Kurban bayramı ile mübarek gün ve gecelerde halkın yaşayışı hakkında bilgiler bulunmaktadır. Giyecek ve yiyecek satın alınabilmesi için kayıtlar konulan vakfiyede bu günlere mahsus yemeklerin pişirilmesi için gerekli malzemenin alınması gayesiyle vakıf gelirlerinden tahsisatlar ayrıldığı görülmektedir. Keza vakfiyelerde devrin ısınma kültürü bakımından da bilgilerin bulunduğuna tesadüf edilmektedir. Kışın odun ve kömürün yakıldığını gösteren metinler, bunun açık birer delilidir.
Misafir karşılama ve ugurlama âdetleri ile bineklerin kullanımı hakkında bilgiler bulduğumuz vakfiyelerde, sünnet geleneğinin Anadolu'da nasıl olduğunu gösteren ifadeler de bulunmaktadir.